* eh, bu yazı da taslak olarak epeyce beklemiş. ve "dün akşam" diye bahsettiğim akşam, "geçen yıl bir akşam"a dönmüş. varsın öyle olsun. kaldığım yerden devam ederim ben de...
* bir ömür kurufasulye ve beyaz çikolata yiyebilirim. bir ömür kalorifer peteğinin önünde, kocaman bir minderin üstünde kitap okuyabilirim. bol sütlü, bol şekerli kahvem ve yaseminli yeşil çayım olursa, bir ömür başkaca içecek istemeyebilirim. bir ömür belgesel seyredebilir, kestane yiyebilirim. sevdiğim şarkılardan yaptığım listeyi evire çevire bir ömür dinleyebilir, bir yandan da bir şeyler karalayabilirim. bir de antepfıstığım olsun, gıkımı çıkarmam.
* bugünlerde gözlerim öyle çok kızarıyor ki, insanlar yüzüme baktıklarında korkacaklar diye çekiniyorum. ya da ayyaş falan zannedecekler, ne bileyim... zaten dört derece miyop astigmatlar, biraz da zorlanınca zıvanadan çıkıyorlar tamamen.
* geçen gün adamın biri, "avukatın ingilizcedeki adı liar (yalancı) imiş ama, ingilizlerin bir bildiği olmalı." dedi bana, mesleğimin "yalancılık" olduğunu destekli şekilde iddia etme gayesiyle debelenirken... "liar değil, lawyer. telaffuzları benziyor sadece." dedim sakince. "seni ingilizcemle döverim, seni doğduğuna pişman ederim, sana manevi tazminat davası açar, vekilin olacak meslektaşımı mahkeme kapılarında sürüm sürüm süründürürüm!" demedim. adamın suçu yok a dostlar, asıl kabahat o dedikoduyu çıkaranda!
* bakınız, bir avukat bilir ki, birisine dava açtığı zaman mahkeme kapılarında sürünecek olan, dava açtığı kişi değildir. dava açtığı kişinin zavallı avukatıdır.
* küçükken, evimizin üstüne kocaman bir fanus kapattığımı ve o fanusun içinde kalan bölgeyi adeta bir ormana çevirdiğimi hayal ederdim. upuzun sarmaşıklar, devasa çiçekler, kuşlar, patika yollar olurdu camdan bahçemin içinde. hiç rüzgar esmez, kar yağmaz, soğuk olmazdı elbette. korunaklıydı fanusumun içi. yemyeşildi. uzunyayla bozkırının getirdiği bir özlem olsa gerek bu saçma hayal, bilemedim şimdi...
* psikolojik baskı, işkence, kaçma arzusu, eli ayağına dolaşmak, mahçubiyet, acele ve bunlara benzer tüm duyguların bileşimi nedir diye sorsan, "market kasasında poşeti açamamaktır." derim ey canım okuyucu.
* "birinin ağzının ortasına sağlamından iki tane yapıştırma arzusu"nun en temel kaynağı nedir diye sorarsan da, "toplu taşıma aracında yüksek cakcak'larla sakız çiğneyen insan kısmısıdır." derim sana."
* neden bilmem de... buraya folon gider. dinleyin. ilk kez dinliyorsanız, önce manasız yere gözleriniz dolacak. yadırgamayın.
* salif keita, mali'li bir sanatçı. zenci, ama vitiligo hastası olduğu için teninin rengi siyah değil tam anlamıyla... afrika'yı anlatıyor şarkılarında... ve hep, o anlamadığım dille gözlerimi yaşartmayı başarıyor benim.
* murphy der ki, bir kişinin ya da şeyin sana en uzak olduğu an, ona en çok ihtiyaç duyduğun andır.
* allah da senin belanı versin murphy.
* sonra yine yazarım.
Sen yine yaz Jan..Sen hep yaz.. Bu karışık halini de neyle dağıtacaksan bana da bi tane ayarlayıver :))
YanıtlaSilteşekkür ederim ablacım. bence murphy'i dövelim. birçok mesele kendiliğinden çözülür. :)
YanıtlaSil