saat 14.00'de duruşma... 11. ağır ceza mahkemesi; yani eskinin dgm'si, bugünün adı artık dgm olmayan dgm'si... (cümlesini sevdiğiminin...!)
hayattaki en rahat ayakkabı, 7-8 santim sivri topuğu olan ve bilekten bağlı ayakkabıdır arkadaşım. burnu dar olmayacak ama. yani giyen ayağa göre dar olmayacak.
işte o ayakkabımı giymiştim ben bugün 11. ağır ceza mahkemesinin önünde biçare ve mazlum pineklerken. bir ayakkabıma, bir sol bacağımın üzerine attığım ve sinir - sabırsızlık - sıkılmışlık üçgeninde mütemadiyen salladığım sağ bacağıma, bir telefonuma, bir diğer telefonuma, bir elimdeki dava klasörüne, bir aynaya, bir karşı banktaki ucube suratlı teyzeye, bir kavruk gecekondu bıçkını gençlere, bir elinde dövmesi olan potansiyel yankesici delikanlılara baktım...
baktım.
baktım.
mübaşiri çağıran heyet zile uzun uzun basarken ben yine baktım.
yanımda oturan yaşlı ve ikide bir burnundan garip, ama çok garip sesler çıkaran amca kalkıp üzerinde oturduğumuz bankın arızalı tahtalarını zıplatırken ve iş bu zıplayışın etkisiyle gözlerimi adama belerttikten sonra bir an...
yine baktım.
askerler ellerindeki uzun namlulu silahlarla önümden tutukluları geçirirken duruşma salonunda...
baktım.
askerler ellerini çözerken tutukluların...
baktım...
hakim dosyaların ipliklerini çözerken ve zabıt katibi anlamazken söylediğim adımı...
baktım.
savcı mütalaasını verirken ve "mütalaaya iştirak ediyoruz, sanıkların beraatini..." derken heyet reisine...
baktım.
ey okuyucu. sıkıcı değil mi?
hiç de değil!
hele bir de görüyorsan baktığın yeri...
ölçüyor, tartıyor, biçiyor, ekliyor, kesiyor, yapıştırıyor, yaftalıyor ya da yaftaları kopartıyor ... san...
bir de şu var:
mesela diyorsun ki içinden, "ben şu anda kafa hesabıyla 300 tane azılı caninin, hırsızın, katilin ve potansiyel suçlunun tam ortasında oturmaktayım."
keyifli be!
devamını sonra anlatırım. şimdi nedendir bilmiyorum, yazasım yok. aslında yazasım var ama... konsantre olamıyorum.
0 yorum:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.