22 Ekim 2010 Cuma

ma-sallama

okuyucu! aşağıdaki metinde imla, noktalama, mantık, tutarlılık, estetik... bunları arama. kelimeler ve cümleler kasten yanlış yazıldı zaten. 
ama gülebilirsin. o serbest. 
bu bir masal. gülmeyi ve gülümsemeyi çoğu kez unutan büyükler için bir masal. saçma ama dilerim eğlencelidir.
başlıyoruz:

şimcik bi tanecik minik tafşancık varmış. bu minik tafşancığın annesiyle babası varmış. bi de evi varmış, havuçları ve minik kulakcıkları varmış. annesinin pofidik kuyruğunu bu minik tafşancık pek severmiş. ama bi bakmış ki kendisinin pofidik kuyruku yokmuş işte bu minik tafşancıkın. sora çok üzülmüş buna, ağlamış falan. annesi de demiş kine, "ağlama sen kuyruksuz olabilersin yani bu mümkündür allah yüce rabbim teala da seni böle yaratmıştır. ama işte sorun şu ki kuyruğundan ziyade sende şaşılık var kızceğizim" demiş anne dafşan. soracığıma bu minik dafşan çok üzülmüş "anne ben şaşı mıyım" demiş. anne de demiş ki "şaşı denemez ama şehla bir vaziyetin var evet kızceğizim" demişmiş. minik dafşancık çok üzülmüş, şaşı gözlerinden yaşlar akıta akıta içlicenek ağlamışmış ama tavşanların sesi olmadığı için ağıt yakamamış. ama sesi yokken annesiyle nasıl konuştuklarını bilim çözememiş bunun. neyse efendim, tafşancık şaşılığın tedavisinin mümkün olup olmadığını gugıldan araştırmaya başlamış. soracığıma işte araştıra araştıra sörf yapıp çetten çete akarkene bi doktorla tanışmış bu minik dafşancık. birbirlerini emesende ve feysbukta eklemişler falan. ve kız doktora aşık olmuuuuşşşş. annesi demiş kine "kızceğizim, sen dafşansın. o adam sana göre değil. o üç öğün havuç yemez. havucu salataya koyar, küçümser." minik dafşancık da demiş ki "anne olsun ben et yerim". anne de demiş kine "olmaz yiyemezsin sen et, sen tavşansın, koyun nasıl kesecen?". falan filan derken bunnar kavgaya tutuşmuşlar mı? tutuşmuşlar ocaklardan evlerden ıraaaaak, rabbim göstermesin.
işte kavga ederkene bunnar doktor gelmiş. demiş ki minik dafşanın annesine, sen benim sevgilimi nasıl üzersin moruk karı demişmiş terbiyesize bak sen.
ondan soracığıma bunnarı ayırmış doktor ama annesi ağlamaya başlamış "way benim gınalı dafşanıııım seni kimler aldııı, elin oğlu geldi gaptı seni beni yannız goyverdiiii, ölem ben gomşular yetişin tansiyonum düştü" diye.
sora da işte konular komşular doplaşmış, başka bi doktoru getirmişler ama anne dafşan ya, işte o tansiyon aleti fısfıslı bişi ya işte o koluna olmamış. doktorda da tavşan tansiyon aleti yokmuş. bu kez başlamış baba davşan "benim karımı ssklarda mağdur ettirmem hüleyynnn yıkarım lan ben bu hastaneyi" demeye. demin doktorun eve geldiği yönünde asparagas bi söylem geçti, tamamen asılsız. anne dafşanı ssk hastanesine götürmüşler meğer. bu hususu da aydınlattıktan sonra masalımıza dönüyoruz.
soracığıma anne dafşan ssklarda sürünürkene kızı vicdana gelmiş. demiş ki "gidem anacığımı ölmeden bi kez daa görem". ama vicdansız kocası izin vermemiş, gavurun oğluna bak sen hele! davşan kız da demiş kine "ben beni anama gomayan adamın evinde durmam a dostlar, ne hali varsa gorsün, bin beter olsun, boyu posu devrilsiiiiiinnn, gencecik dul etti beniiii, allah cezasını versin!" demişmiş beddua edip ağlamışmış gencecik daze gız. o beddualar çıkar o doktordan gadasını aldığım gomşular, demedi demeyin!
işte tek celsede boşanmışlar bunnar.
kız arkasında 74 gözü yaşlı evlat bırakmış.
soracığıma o yavruceğizler de babaları annelerinin evi terk edip gitmesinin ardından alkolik olup köprü altına düşünce aç biilaç sokakta dolanırkene acımasız bi çiftçinin eline düşmüşler. çiftçi bunnara etmediğini bırakmamış. çiftçinin çirkin suratlı şiş göbekli çilli suratsız kara oğulları tafşancıkları yarıştırmış, onnara çikolata yedirip heeep ishal etmişler. (gerçek hayattan ek: bunu ben yapmıştım evet. ciddiyim.)
sora da besiye çekmişler zavallıcıkları demişler ki "biz bunnarı kesek yiyek buba." babaları da demiş ki "tamam kesek yiyek ama yarın ağşamınen böyük ablanızı istemeye gelecekler, misafirlere keserik". hepsi kabul etmiş ama çiftçinin karısı itiraz etmiş haspam, neymiş efendim tavşan eti kesildikten sonra iki gün dinlenmezse yenmezmişmiş de işte o yüzden tavşanları şimdi kesmelilermiş. adam karısının dırdırına dayanamamış "allah belanı virsin lan garı" deyip eline bıçağı alıp çıkmış evden. gitmiş gitmiş gitmiş ahıra girmiş, bakmış davşanlar yok. "lan" demiş "nereye gitti bu davşanlar", sonra da hatırlamış işte o davşanları kümese koymuş meğer "tavşan dediğin kümeste olur, zati bize ilkokulda kümes hayvanıdır diye öğrettilerdi" diye düşünmüş bi de "ahırda dana kadar inek var lan basar ezer davşanları mındar olur keratalar" diye korkmuş adam valla billa bak!
sonra adam tutmuş tam işte kümese girip tafşanların birini yakalamış taaaam böyle "bisssmillll..." demiş de bıçağı boynuna çalacağıkene karısı içerden baarmış "yandım anaaaam herif çabık koş, bizim tekne gazıntısı bayıldı noolduysa zaar  akşam akşam sokakta depinip oynarkene cine mine mi bastı bu oğlaaaan! yetişin gonşulaaarr, yavrım gitti gider gurban olurum sana gara yağızıııımmm" diye koyuvermiş zırıltıyı. adam karısının tepim tepim tepindiğini, ağıtlar yaktığını duyunca atmış davşanı da duvara, tekmelemiş tekmelemiş tavşancıkları sanki ne oluyosa, niye tavşanı tekmeliyon?! işte bırakmış garibimleri onnar da ciyk ciyk ciyk diye böyle duvarın köşesine sinip... anam anam anam, insanın içini sızlatır bu manzara a okuyucu. daha fazla anlatmak istemiyorum tavşancağızların halini. yeminle gözlerin dolu dolu yazıyorum şu anda. acımasız insan! 
gitmiş işte bu adam neyse. gitmiş bakmış oğlu yerde iki seksen yatıyo bööyle gözleri yerinden uğramış hep akları görünüyor, ağzından gopukler saçıyor. "oğluuuuummm, yiğidiiimmm, galk lan galk, ne oldun sennnn!" diye ağlayışın gapanmış oğlanın üstüne. garı bi yandan ağlıyor, adam bir yandan ağlıyor, çocuklar bir yandan ağlıyor. görme! çingan çadırı gibi ortalık. o sıra da gomşular gelmiş falan. komşulardan biri demiş ki "lan ağlama üseen çavuş, kalk da oğlanı hastaneye neyim götürek" demiş.
işte tam bu sırada evdeki feryat figanı dinleyen tavşancıklar üzülmüşler,  yürekleri bir kötü olmuş, dişi olan 10-15 tanesi bayılayazmış, içleri bu feryat figanı almamış. çiftçi kötü bir adam da olsa bu tavşanlar insaniyet sahibi vicdanlı insan haklarına ve kanunlara tüzüklere yönetmeliklere ve uluslararası anlaşmalara saygılı tiplermiş çünküm. tavşanlardan biri demiş ki "lan haydin gidek de şu sabiye bi bakak, tamam çiftçi şerefsizin önde gideni ama sabinin az çikolatasını yemedik allah için" demişmiş. 63 numara cevap vermişmiş, demişmiş ki işte "lan yedik de ne oldu çikolatasını, bir hafta helada oturdum! hayatımın en tumturaklı cırcırıydı! etmem yardım mardım, allahından bulsun soytarı" demişmiş, ekmeksize vicdansıza bak sen! tavşancıklar böyle tartışırkene en büyükleri (ki kendisi 74 kardeşin en büyüğü olup, en küçüğü ile aralarındaki yaş farkı 37 dakika 21 saniyedir) demiş ki "en büyüğünüz benim, kesin sesinizi! yardım edecez! tavşanlık bizde kalsın! bu kadar!" bunların üstüne hepsi "sen bilen abey" demişler, kasketlerini çıkarmışlar, ellerini önlerinde birleştirip başlarını eğmişler. aferin. 
sonra kasketlerini geri giymişler, dişileri yazmalarını bağlamış. kümesten çıkıp tek sıra halinde eve doğru ilerlemişler. en büyükleri kapıya gelir gelmez demiş ki "çekilin! ben doktorun oğluyum!" demiş. çekilmiş millet. davşan bakmış çocuğa, durumu pek fenaymış böyle ağzından burnundan beyaz beyaz kopukler saçıyormuş ocaklardan ırak yarebbim, düşmanıma böyle dert vermesin. oğlan ayılıp ayılıp bayılıyormuş, beti benzi atmış, öksürüp duruyormuş. yattığı yerde depiniyormuş durmadan.
davşancık bakmış demiş ki "lan allah benzetmesin bizim bir arkadaşta da vardı bu, bu sara bence. bizim arkadaş küt diye öldüydü bir gecede dağ gibi oğlan, askerden de yeni geldiydi anası babası yıkıldı resmen, sülalenin de tek oğluydu" demişmiş. sonra da demiş kine "benim babam ünlü bir beyin cerrahıydı ama anam bizi terk edip gidince biz aha böyle sokaklara düştük babam da şarapçı oldu, kendisini en son bağcılar - halkalı güzergahında bir koprünün altında gördüydüm. bulup gelem mi? ama araba lazım" demişmiş. baba da demiş ki "araba senin kopeğin olur gurbanaaaaaam, git al gel babanı, ahanda bu da cipimin anahtarı" deyip bir anahtar atmış ki sorma, tavşanların üçü zor kaldırmış anahtarı.
neyse tavşanların 12'si hastanın yanında kalmış, 8'i arabaya binip baba doktoru getirmeye gitmiş, 36'sı evin mutfağını sömürmeye koyulmuş, 18'i de "bize ne bee hastaysa hasta, işimize gücümüze bakalım" mantığıyla ve tamamen insaniyetten uzak, kınanası hislerle gidip uyumuşlar ki bu kaba davranışlarını hiç tasvip etmediğimi kendilerine de ilettim. dişi dafşanlardan bir adeti stokholm sendromundan muzdarip olup, hasta oğlana delicesine aşıkmış ki bu aşkının bedelini, oğlanın verdiği çikolatalardan en çok yiyen tavşan olarak fazlasıyla ödemiş bir zamanlar ama bu konu, masalımızın ana fikrinden uzak olduğu ve magazine kaçtığı için derine inmiyorum. masalımı sığ ve popülist şeylere feda etmem, kalite çizgimi düşüremem. aşk kendi bilecekleri iş. bizi ilkilendirmez. evet. neyse.
arabaya binen 8 tavşan dooooğru bağcılar - halkalı yolundaki köprünün altına gitmişler, e-5 üstü bir köprüymüş bu köprü. dolayısıyla her ne kadar şu anda anlatamayacak olsam da küçük tavşanlar yolda çok acaip şeyler görmüşler yeminle, ağızları açık kalmış, bir tanesi bayılırken birisi de kusmuşmuş ha! içlerinde bir de kız tavşan varmışmış, abileri gözlerini bağlamak zorunda kalmış.
sonra gitmişler işte babaları aynı küçük emrah filmlerinde olduğu gibi aynı köprünün altındaymış, elleriyle koymuş gibi bulmuşlar. bakmışlar adamın saç baş ağarmıııış, sakallar uzamııışşş, var ya arkadaş böyle çok acaipmiş adam. büyük kardeş demiş ki "babacığım, sana muhtaç bir hasta var. sen yılların beyin cerrahısın! annemle de bu vesileyle tanışmıştın, hatırlasana! sen o kadar iyi bir beyin cerrahısın ki, annemin şaşılığını tedavi edecektin babacığım! sen hipokrat yeminini yemiş yutmuş adamsın. hasta orada sana muhtaçken nasıl sen burada köpeköldüren içersin? tü allah belanı vermesin senin, rezilliğe bak!" demişmiş. adam dayanamamış ağlamış, "ben pisliğin tekiyim!" demiş. ama nasıl yaptılar bilmiyorum, ikna etmişler adamı almış gelmişleeeer.
doktor bakmış hastaya. ağzından kopukler saçıyor böyle beyaz beyaz, depin depin depiniyor, debeleniyor, tüylerim diken diken oldu allah ocaklardan ırak yarebbim.
doktor bakmış bakmış. ağlamaya başlamış. "ellerim titriyor!" demiş. "ellerim titriyor, ben bitik bir adamım! ben bitik bir doktorum, artık bu mesleği yapamam!" demiş, kalmış gitmeye yeltenmiş. tam bu sırada kızlarından 18.si ayağa fırlayıp babasının bacaklarına sarılmış. "yaparsın babacığım!" demiş! "yaparsın, sen ne gripleri iyileştirdin, ne tavşan hummalarını tedavi ettin! sen ne beyinler temizledin cilaladın! yaparsın" demiş cesaret vermiş babasına. babası gaza gelmiş "yaparım beeee, savulun!" demiş, hastanın yanına gelmiş. bakmış tekrar. sonra cocuğa bir tokat geçirmiş guvvatlıca. çocuğun babası "naapıyorsun ayyaş adam, sen çocuğuma nasıl vurursun" diye atılmış, dövmüş adamcağızı eşek sudan gelene kadar. doktor hiiiç karşılık vermemiş, yemiş aslanlar gibim dayağını, şööyle içli içli bir bakmış adama, gözlerinden iki damla yaş süzülürken kalkıp çıkmış gitmiş, ne gururlu adam valla billa be. öyle bakmış ki doktor adama arkasını dönüp gitmeden önce, dağ taş imana gelir yeminle. içim çok sızladı. vicdansız adam!
neyse doktor gidince bir de bakmışlar ki hasta oğlan kalkmış oturuyor, "babacığım neden dövdünüz doktor amcayı? oysa ben o kadar iyi oldum ki şimdi, ona bir hayat borçluyum!" demiş oğlan. sonra bakmışlar ki oğlanın yanında kocaman bööyle kafam kadar şişmiş bir patlamış mısır var. meğer oğlan boğuluyormuş da ondan tokat atmış doktor oğlana. mısır boğazında kalıp şişmiş sünger gibi su emmiş, oğlan da şişman ya takılmış daracık boğazına. ocaklardan ırak allah yarebbim işte bak allahın hikmetine, ölüm ne kadar yakın. ipin ucunda yaşıyoruz ipin ucundaaa! bir mısır, tamam! hey gidi!
neyse sonra baba acımış adama "lan iyi dovdüm ama lan, yazık şimdi valla içim sızıladı şööyle bir tuhaf oldum ben" demiş adamın peşinden gitmiş.
doktoru omuzlarından yakalamış. çocuklarını da alıp götürmüşmüş zaten yanına giderken. demiş ki doktora onu sarsarkene, "dostum sen çok iyi bir doktorsun. oğlumu iyileştirdin. bence karınla barış" demişmiş ne alakaysa. doktor bakmış adama şöyle bir. "hayır" demiş. "o beni anası için bırakıp gitti. bizde kocasının evine gelinlikle giren, ancak kefenle çıkar o evden. pala bıyığımı yere çaldırmam, kara sakalımı çamura bulatmam, saçlarımı süpürge ettirmem, bilimum kıllarımın gururuyla oynatmam! doktor kendisini anası için bırakan karıyı geri aldı, kılıbıkmış dedirtmem! ama yeni bir kız ayarlarsan sakallarımı keserim" demiş. adam "içkiyi de bırak" demiş. doktor da tamam demişmiş, çakal.
sonra adam doktora koyde ibraam emminin kızı fadileyi ayarlamış, bunnar bi süre emesenle feysbukta görüştükten sonra birbirlerini allahın emri peygamberin kavliyle pokeleyip evlenmişler. 74 sabi sübyan da büyümüş evlenmiş çoluk çocuğa karışmış, doktorun on yıl içinde 910755 torunu olmuş. 
doktorun önceki karısı da yeni karısının babasının dayısının torunuyla otobüste çarpışmış, adam da şehla kadınlardan pek hoşlanırmış. bunu görür görmez vurulmuş. ama bu başka bir masalın konusu tabi.
gökten düşen üç elmayı ben yerdim ama elma sevmem.
lakin erilen bir murat varsa, kerevette pinekleyip sessizce imrenebilirim.

0 yorum:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...