13 Aralık 2010 Pazartesi

Ben Bir Sürgün Çocuğuyum

Ben bir sürgün çocuğuyum.
Hep başkalarının masallarını dinledim.
Ezberlerken asla benimseyemediğim kahramanların asla alışkın olmadığım maceralarını; sorgulamadım.
Çünkü sorgulamak, benim hep içimi acıttı.
Kendime ait bir oyunum olmadı hiç. Kutu kutu pense oynarken dilim dönmedi tekerlemelere. Zamanla vazgeçtim kendi şarkılarımı söylemekten ve ezberledim öğretmenimin ödev verdiği marşları büyük bir hırsla.

Ben bir sürgün çocuğuyum.
Anadilimde okuma hakkım olmadı hiç. Adımı her daim, onu veren dedemin bana seslendiği gibi değil; devletin bana seslendiği gibi yazdım. Dayak yedim öğretmenimden, okuma yazmayı ilk söktüğümde yamuk yumuk harflerle defterime ana dilimdeki soyadımı yazdığım ve henüz Türkçesini bilmediğim yumurtayı Çerkesçe anlattığım için arkadaşıma... Ve bir zaman sonra, öğretmenimin emriyle kendi ellerimle sıraladım "benim" dilimde konuşan arkadaşlarımı tahtaya, cezalandırılmaları için... Cetvelle vuruluşunu seyrettim parmak uçlarına. Ders aldım. Ama aslında bana vermek istedikleri dersi değil...

Ben, bir sürgün çocuğuyum.
Her sabah, "Türküm!" diye bağırırken farkettim aslında en çok, yabancılığımı ve yadırgandığımı... Kutladığım bayramlarda okurken mensup olmadığım bir ırkın kahramanlıklarını canla başla öven şiirleri, öğretmenimizin yaptığı "günün anlam ve önemi" konuşmasında uzun uzun bahsedilen o cesaret timsali savaş ve galibiyetlerde gönüllü olarak can veren dedelerimi koyamadım hiçbir yere; çünkü şiirime göre ya "kahraman Türk"lerdi ya da... Hiçbirşey.
Hangisini seçeceğimi uzun süre bilemedim.
Kendiliğimden "hiçbirşey" olana kadar...

Ben bir sürgün çocuğuyum.
Bakkaldan ekmek isteyemedim hiç, annemden istediğim gibi...
Köyümden ayrılıp karışmak zorunda kaldığımda, tam ortasında yaşamama rağmen son kertede yabancısı olduğum hengamenin içinde, en çok anadilimi özledim.
Ve sıcaklığını, bir yumuşak halghuane'nin...
Susmak zorunda kalırken, ev sahibi gördüğüm insanlarca hakkım gaspedildiğinde dahi içdürtüsel bir saygıyla; hiçbir yere ait olmamanın o büyük ağırlığını hissettim omuzlarımda. "Soluk benizli!" diye dalga geçilirken hep, ikinci gülünçlüğüm kaba telaffuzlu Türkçemdi.
İnadına sokulurken Ethem adı gözüme, sesimi çıkaramadım. "Siz Çerkesler hep hainsiniz!" cümleleriyle beraber gözyaşlarımı gizlemek istercesine öne eğdiğim başım, atalarımın ruhunu kıvrandırdı hep Sarıkamış ve Çanakkale sırtlarında... Vicdanı ve adaleti sorguladım işte en çok o zaman, saygıyı sorguladım. Yedi tane atamın ne uğruna savaştığını sorguladım. Sorguladım, içim her kanadığında...

Ben bir sürgün çocuğuyum.
Kaybettiğim tek şey bir köy ismi olmadı, haritadaki yerlerini dahi bilmediğim şehirlere dağıldığımda.
Unuttum anadilimi, tıpkı kusar gibi memelerinden emdiğim sütü annemin suratına...

Ben bir sürgün çocuğuyum.
Dokunulduğunda acıyan bir vatanım var, tam göğsümün ortasında...

0 yorum:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...