* şu poşet ıhlamurlardan birini demleyip fincanınızdan çıkartırken sıkmayı deneyin. artık ipiyle mi sıkarsınız, elinizle mi sıkarsınız, kaşıkla mı sıkarsınız; bilemem. önemli olan şu: poşetten süzülen suya dikkatlice bakın bu sırada. o andan sonra ıhlamuru içebilirseniz, sizi tebrik edeceğim! (bu arada, sırf imla kurallarına uymak için "edeceğim" yazmak zor geliyor evet. eh alışmışız artık mesajlarda, internette, kısacası hızlı hayatın içerisinde "edicem" ve hatta "etcem" yazmaya... bir de; hani türkçe yazıldığı gibi okunan bir dildi?)
* eti cin'in artık bence suyu çıktı. kekini yaptılar, minisini yaptılar. bence cin, cin'ken güzeldi.
* epeydir yazı girmemişim bloga. aslında aklımda, unutmuş değilim. ama zamanım hiç yok ey okuyucu. zamanım olduğu anlarda da konsantre olamıyorum, aklım çok karışık bugünlerde.
* itiraf ediyorum: televizyon seyrettiğim nadir zamanlarda genellikle cartoon network seyrediyorum.
* ve böylece, bazı çizgifilmlerin çocukları gerçekten psikopat yapabileceğine kanaat getiriyorum.
* ama ben en çok casper'i ve johnny bravo'yu seviyorum!
* johnny, çapkın bir karakter. kaslı, karizmatik ve aptal. daha doğrusu hımm... zekası yaşına göre biraz geriden geliyor diyelim. çocuklar için yapılan bir çizgifilm olabileceğini zannetmiyorum. onların kavrayamayacağı çok ince espiriler var çünkü içerisinde. hafta içi her akşam saat 24.00 gibi (tam saatini bilmiyorum) cartoon network'te yayınlanıyor. tavsiye ederim. işte kendileri! şu karizmaya bakar mısınız?
* evde kocaman minderleriniz varsa, kış günleri kalorifer peteğinin önünde o minderlere gömülüp kahvenizi yudumlayarak kitap okumanın hayalini kurarsınız durmadan. gündüz vakti ofiste çalışırken de geçer sık sık içinizden bu düşünce. lakin gelin görün ki o minderlere oturmak bir türlü kısmet olmaz size. neden mi? "şimdi ne güzel kabarıklar, oturunca sönüp ezilecekler. hem kılıfları da kirlenmesin..." düşüncesi yüzünden! "süs için mi duruyor o minderler o peteğin önünde arkadaşım! şimdi ilk iş kalk, git ve turuncu minderin üstüne oturup masumiyet müzesi'ni bitir!"
* muz yedikten sonra bir süre, azı dişlerim birbirine yapışıyor.
* hep yiyecekten bahsetmişim bu yazıda. olmadı bu.
* 26 aralık'ta kahramanmaraş'tayım. kahramanmaraş kuzey kafkas kültür derneği gençlik komsiyonu seçimlerinde...
* şimdi bir izahat daha yapayım madem... word'de yazdığınız yazılarda genellikle büyük harfleri word otomatik olarak algılar. yani cümle başlarında, noktalardan sonra vs. büyük harfle başlar. dolayısıyla shift tuşuna basma sayınız düşer, üzerinizdeki yük azalır. (büyük zahmet, evet!) ama iş bu blog sayfasında yazı yazarken (ki ben yazılarımı word'de yazıp sonradan buraya eklemiyorum, doğrudan burada yazıp yayınlıyorum) böyle bir özellik yok. dolayısıyla zaman kaybetmemek ve shift tuşu ile daha az uğraşmak için ben büyük harflerimden feragat ettim. her bir yazıda 100 büyük harf olduğunu farzedin. bir shift tuşu da bana yarım saniye kaybettiriyor olsun... büyük harflerden feragat etmekle her bir yazı için 50 saniye karım var demektir. zamandan büyük tasarruf.
şimdi ciddi bir hesaplama yapmak için bu yazıdaki büyük harf ihtiyacını saymak isterdim. ama bununla zaman kaybedemem.
içimden bir his "bu konuyu uzatmakla epeyce zaman kaybettin zaten." diyor. bence haklı.
* bence çirkin bebek yoktur. pasaklı ve ağlak bebek vardır.
* pilates sporu hayatımı değiştirdi ey okuyucu! meğer vücudum kaslarla örülüymüş. anatomi bilgim altüst oldu yeminle!
* terk ettiğim yerde yarattığım büyük boşluk, cüssemin marifeti değildir. işte böyle de büyük laflar ederim ben.
* bazen yok yere huzursuzlanıyorum. işte o zamanlarda, anason içirilip sızdırılarak (bu nasıl bir kelimedir yarabbim!) beşiğine yuvarlanan gaz sancılı bebekleri kıskanıyorum.
* bence kumpir çok pahalı. maliyeti 2 lira, satışı onbeş! olmaz böyle şey!

0 yorum:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.