4 Şubat 2011 Cuma

sesteki buğu

flamenko...
şarkılarında çingene bir tavır, boğazı yoran nağmeler... asi ve sıcak...
dansında ise güçlü ayak hareketleri, asil bir duruş, sert tavırlar...


flamenko dansını bizim çerkes halk danslarına benzetirdim eskiden beri... sonradan öğrendim ki, flamenko'nun ortaya çıkışında kuzey kafkas kökenli oldukları hususunda artık şüphe kalmayan bask'ların büyük etkisi varmış; ispanyol çingeneleri, yahudileri ve diğer endülüs halklarıyla beraber ... eh dolayısıyla dansta benzeşme de mümkündür diye düşünüyorum. 
hayatım boyunca dansla yakından ilgili olamadım. sadece seyretmişimdir, hayranlıkla... dolayısıyla flamenko dansı ile ilgili de çok fazla şey söyleyemeyeceğim. sadece gerçekten çok güzel ve etkileyici, hepsi bu...


ancak iyi bir müzik dinleyicisi olarak, flamenko şarkılarının o bağımlılık yapan tınılarını ve içimde uyandırdıkları duyguları sizlere az ya da çok anlatabilirim galiba.


flamenko müzik, endülüs bölgesinde yaşayan ve yukarıda da bahsettiğim halkların ortak bir potada oluşturduğu bir müzik tarzıymış söylendiğine göre. dolayısıyla, tertemiz bir "halk ürünü"... halk ürünü olan şarkıları severim, hem de çok severim. bana çok duru gelirler, duru ve taze... her türlü çarpıtmadan, popülizmden, para hırsından uzak... sadece ve sadece bestecisi ya da bestecileri "o an öyle hissettiği için" söylenmiş şarkılar... safi duygu...


ayrıca halkların tarihleri ile, yaşam şekilleri ile, acıları, sıkıntıları, mutlulukları ile doğrudan bağlantılıdır müzikleri. dolayısıyla bir halkla ilgili az çok bilgi edinmek istiyorsanız, sadece müziklerini dinlemeniz dahi size ortalama bir fikir verecektir.


bundan yola çıktığımızda, bana oldukça acıklı gelir flamenko... gırtlaktan gelen, haykırırcasına bir sesle söylenir çoğu zaman. ama asidir; acılı olduğu kadar ve belki de acısından daha fazla, daha güçlü, daha etkin bir asilik... işte bu asiliği beni hayran bırakıyor kendisine; o tavır... o cesur tavır; isyan edercesine, hegemonya'nın, erk'in, sömürü'nün suratına kusarcasına...


bir de, değinmeden geçemeyeceğim... flamenko söyleyen sanatçıların çoğunun sesinde özel bir buğu var. bu durum genetik midir yoksa tercih edildiği için özellikle mi ses bu şekilde kullanılıyor; bilemiyorum. hatta bir şey daha eklemeliyim: türkiye'de 9/8'lik ezgilerde duymaya alıştığımız romanların seslerindeki o naif buğunun ve boğukluğun benzerini flamenkoda da görebilirsiniz. bu da beni durumun genetik olduğu yönündeki tezime ağırlık vermeye itiyor, zira türkiye'deki romanların ispanya'daki çingenelerle akrabalık bağları olduğu bilimsel olarak açık.


çok hafif ve ağır bir gitar sesiyle başlıyorsunuz genellikle flamenko ziyafetine... yavaş yavaş. derinden, sakin, huzurlu bir ses... 
sonrasında solistin güçlü çıkışı, tüm benliğiyle ve asi...
hani diyorum, bambaşka türlerde ise söylediğiniz şarkı; hissetmeseniz de çok sorun değildir. söylersiniz. düz olur, sıradan olur; ama nihayetinde söylenir.
ama flamenko ise söz konusu olan... şarkının içine girmediğiniz müddetçe muhtemelen berbat bir iş çıkacaktır ortaya.
flamenko hakikaten vuruyor insanı, kah kalbinden kah gözlerinden... hele ki dinlediğiniz şarkıya "ole!" nidalarıyla eşlik eden bir kalabalık da varsa arka fonda... fazla geliyor insana hissettikleri. hakikaten fazla...


yasmin levy var son dönemde... sesi en çok yakışanlardan flamenko'ya. 


"bu nasıl bir akıl alıştır kadın? seni her dinlediğimde gözlerim doluyor.
'naci en alamo', ben de alamo'da doğdum.
ondan mıdır?
ben de alamo'da doğdum.
benim de toprağım yok..."


ve işte çevirisi naci en alamo'nun:


"adsız yerlerden geldim,
toprağım yok,
anavatanım belirsiz...

ateşler yakıyorum parmaklarımla,
ve sana şarkılar söylüyorum kalbimle.
yürek telim gönül yakıyor.

alamo'da doğdum,
yerim yok, toprağım yok, yurdum yok.

böyledir, bizim (çingene) kadınlarımız,
acınla şarkını söylediğinde,
seni darmadağın eder!"



bir de dinleyin...






yeni nesil erkeklerden ise diego el cigala hastasıyım. yukarıda anlatmaya çalıştığım o buğu, işte bu adamın sesinde... bir bahar akşamı, istanbul boğazına karşı... yanında, gözyaşlarını görmesinden utanmayacağın bir arkadaş, teninde hafif rüzgar... ve tedbiren bir paket mendil... kafi.



ve unutulmaz bir kadın, lola flores... hem şarkıcı, hem de aktrist. güzelliği ve kendine has asaleti bir yana, sesindeki tınıya ayrı bir hastayım! dinleyiniz lütfen:




bu da benden olsun... flamenko'nun en eski üstadlarından, manolo caracol... sesindeki tavıra dikkat... ha, yukarıda bahsettiğim "ole!"cilerden bolca var bu videoda; keyife keyif katıyor:




böyle işte... şimdi dinleme vakti. günün bu saatinde yapılacak iş değil aslında, ama geldi bir kez aklıma...



5 yorum:

  1. BU GERCEKTEN COK GUZEL BIR SURPRIZ-ARMAGAN OLMUS JAN SAHŞA...
    WUPSOW...
    NAR(T)CICEGI BZIALA!

    YanıtlaSil
  2. Wupsowıj Sn. Açiyba, sevgi ve saygımla...

    YanıtlaSil
  3. keyifle okudum,ama videolari da merak etmedim degil,acilmiyor:(

    YanıtlaSil
  4. videolarda teknik bir sorun görünmüyor bende. ancak youtube linklerini verebilirim sizin için yine de...
    http://www.youtube.com/watch?v=Ud5zYS_0f70&feature=player_embedded
    http://www.youtube.com/watch?v=bs73eGP0BEM&feature=player_embedded
    http://www.youtube.com/watch?v=8qNTAs_o0c0&feature=player_embedded
    http://www.youtube.com/watch?v=EJDS3cUFw8A&feature=player_embedded

    YanıtlaSil
  5. tesekkurler sevgili jan .....

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...