22 Mart 2011 Salı

yeniden (mi?)

* şükür kavuşturana! saçma sapan gerekçelerle sık sık kapatılıyor bloglarımız. son olarak digiturk'ün bir şikayeti üzerine engellenmişti bloglara ulaşım. hiçbir şuçumuz, hiçbir hukuk ihlalimiz olmamasına rağmen cezalandırılmıştık binlerce blog yazarı...
engel hukuken iki gün kadar önce kalktı. ancak blogların hala tam işler olduklarını söylemek maalesef mümkün değil, fiili engel devam etmekte. buna rağmen evden giremesem de (ve tam anlamıyla çalışmasa da) ofisten bağlanabiliyorum sayfama, bu da kar...

* japonya'da olanlar bence doğanın insanla hesaplaşmasından başka birşey değil.

* aman diyeyim, "ilk kibar davranan" asla siz olmayın.
bu övünmek midir, yoksa enayiliğin itirafı mıdır inanın bilmiyorum. ama ben hep "ilk kibar davranan" oldum. acısı fena çıkmıştır bunun genellikle. karşınızdaki sizi aptal yerine koyar, usuldendir.
işte bu nedenle uyarıyorum ya sizi...

* artvin'li avukattan inciler: "bizim oralar tropikal bölge olduğu için..."
artık "tropikal bölge"yi nasıl bir canlandırmışsa gözünde garibim...

* bir üst maddede de değindik ya azizim, "okumak cehaleti alır..." pöff neyse, unutun bu maddeyi!

* bir insan nasıl 1.5 saat boyunca telefonda konuşabilir ey okuyucu? aklım almıyor gerçekten.

* sinirlendim arkadaş!

* faydalı ama lüzumsuz bir bilgi: sabit hattınızı cep telefonunuza yönlendirdiğiniz zaman, sabit hattınızı arayan kişiye normal şehir içi ya da şehirler arası arama ücreti yazılıyor. size ise, karşıdaki (sizi arayan) kişi ile cep telefonundan görüşmüşsünüz gibi ücretlendirme uygulanıyor. yani faturanızda, o kişiyi sanki siz cep hattından aramışsınız gibi görünüyor yönlendirmeniz. bana sorarsanız burada hizmetin iki kere ücretlendirilmesi söz konusu. evet, türk telekom ile gsm şirketlerinin anlaşması bu durumu gerektiriyor olabilir. ancak bu anlaşmanın tüm yükünün çifte ücretlendirme ile kullanıcıya yüklenmesi hiç de adil değil!

* hava bu mudur? budur!

* yağmur yağsın hep.

* ayvalık tostunu çok seviyorum. ama bazı yerler bunu yaparken ölümüne kurutuyorlar. insanın ağzının içini lime lime ediyor, testere yemişsin gibi... üzülüyorum. bu kader olmamalı.

* pişkin kelimesi bence çok çirkin.

* evde - ofiste her bir köşeyi bebeklerinin çerçeveli fotoğraflarıyla dolduran, internette durmadan bebeklerinin fotoğraflarını paylaşan anne - babalar beni ürkütüyor. bir insanın kendisini antipatik göstermek için yapabileceği şeylerin başında geliyor çünkü bence bunlar.

* boğazlı kazaklardan da korkuyorum ben. boğucular en başta, ziyadesiyle...

* okuyucucuğum, ben hala oluyorum! kıymetlim, kuzenim (ağabeyim) altı ay sonra baba olacak. ailemize yeni katılacak olan iş bu velet bana cebren ve hile ile hala diyecek, doğduğu günden itibaren beynini yıkayacağız hep beraber çünkü; çok komik bir şey bu. "hala!", "münteha hala!". bu satırları gülerek yazıyorum ey okur kardeş!

* bir de şu var: hamilelik haberi almak da bir acayip. durduk yere biri daha katılıyor ailenize. havadan... yepyeni bir insan yavrusu. minik, yumuk, kırmızı suratlı, altına yapmak - ağlamak - emmek üçgeninde yaşayan, bilinçsiz bir canlı. o sizi tanımıyor, siz onu tanımıyorsunuz; farklı bir kişilik. ama ne ilginçtir ki, birbirinizi sevmeme ihtimaliniz yok. hatta en garibi, geğirdiğinde de, üstünüze kustuğunda da gülüyorsunuz. bu bir akıl tutulması olmalı.

* ama yine de bence fotoğraflarını her yere koymamak lazım. ben şu bizim veletinkileri koymayacağım. "münteha hala!" ehe!

* blogum tam anlamıyla açıldığında görüşmek üzere... şimdilik bu kadar.

hoş, girip okuyabilen olacak mı onu da bilmiyorum ya...

0 yorum:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...