epeydir bir kedicik sahibi olmak istiyorum. şöyle yumak gibi, beyaz ya da gri kabarık tüyleri olan, masum bakışlı bir bebek kedim olsun... onunla oynayalım, didişelim... derken büyüsün, mırıldansın kalorifer peteğinin yanında...
hatta cinsini bile belirlemiştim, yatık kulaklı "scottish fold" olacaktı kedim.
sonra "para vererek bir canlı dost satın almak" fikri bana çirkin göründü.
facebook'ta bir sayfa var, "hay-sev"in sayfası... yani "hayvan severler derneği"nin... bu sayfada sokakta kalmış, barınakta yaşayan ya da evi olmasına rağmen farkı sebeplerle evde artık bakılamayan evcil hayvanların duyuruları yapılıyor. linki de şurada.
buradan bir kedi yavrusu almak istedim.
araştırdım kedilerim huylarını falan... nedirler, necidirler, ne yer ne içerler, tuvaletlerini nereye yaparlar...
öğrendim ki bu sevimli yaratıklar bazen saldırgan olabiliyorlarmış ve bu durum dış etkenlere değil, tamamen kedinin karakterine bağlıymış. cinsler arasında da farklılıklar varmış huy konusunda...
epeyce tüy dökerlermiş.
uzun tüylü iseler, tüylerinin haftada 2-3 kez taranması gerekirmiş.
hastalanabilirlermiş sık sık.
tırmalayabilir ya da ısırabilirlermiş.
tüyleri alerji yapabilirmiş.
özel mama yer, tuvaletlerini özel kuma yaparlarmış. ancak kuru mamaya alışmaları zaman alır, kum için de ayrı bir terbiye gerekirmiş.
tırmanmayı severlermiş, dolayısıyla evinizin sık sık dağıtılması sıradanmış kediniz varsa...
banyodan nefret eder, hemen hemen her yıkanışlarında saldırganlaşır, kaçarlarmış.
kucakta oturup uyumaya bayılırlarmış, sabahları koklayıp yalayarak uyandırabilirlermiş.
ve 15 yıla kadar da yaşayabilirlermiş. yani bir anlık hevesle almanız halinde 15 yıl sürecek bir sorumluluk altına girmiş olacakmışsınız.
kendi yapımı biliyorum, sabırlıyımdır genellikle ama bazı konularda değil... örneğin titizlik...
mesela masadaki yemeğime patisini sokan, üzerinde çalıştığım evrakı dağıtan, kolumu tırmalayan bir minik canlıya sabretsem de sonuna kadar, öyle sanıyorum ki günün birinde sınırı aşarım tahammül konusunda... hele ki koklamasına ve yalamasına hiç ama hiç gelemem!
o zaman ne olacak?
sokağa mı atacağım zavallıcığı?
kısacası dostlar, düşündüm taşındım ve kedim olmaması gerektiğine karar verdim.
bu yazıyı yazma nedenim ise şu:
bir anlık hevesle, sevimliliğinin cazibesiyle bir minik kediyi ya da başka bir canlıyı evinize alıyorsanız bilmelisiniz ki tüm masrafıyla, israfıyla, sıkıntısıyla o canlı ömrünün sonuna kadar sizinle olacak.
ona bazen katlanmak zorunda kalacaksınız.
her daim sizinle oyun oynamayacak, her daim gözünüze sevimli görünmeyecek.
bazen yaramazlık yapacak, bazen hastalanacak, bazen canınızı sıkacak.
tüm bunlara tahammül edemeyecekseniz,
gerçekten ailenizin bir ferdi gibi sevemeyecekseniz,
onun için veteriner, ilaç ve mama masrafı yapmak size zul gelecekse,
banyosunu yaptıramayacak, tüylerini toplayamayacaksanız,
elinizi çizdiği zaman tokadı yapıştıracaksanız,
onunla vakit geçiremeyecek, oyun oynayamayacak; onu esir gibi tutacaksanız,
ayağı kırıldığında, ishal olduğunda, kustuğunda, gözleri iltihaplandığında ilaçlarını ellerinizle vermek yerine onu sokağa atmayı ya da başkalarına vermeyi deneyecekseniz...
evinize asla ve asla bir canlı almayın derim...
ben düşündüm ve bunların bir çoğunu yapabileceğime inanmadığıma karar verdim.
sorumluluğa amenna, hepimizin var farklı sorumlulukları... ama konuşarak anlaşamadığınız, size sıkıntısızı söyleyemeyen, masum bir canlının sorumluluğu çok ağır olsa gerek...
velhasılı kedi sahibi olmaktan vazgeçtim.
dilerim düşünmeden, "ama çok sevimliler!" duygusallığıyla bir canlı almayı düşünenleriniz varsa, bazı konularda ona bir kez daha düşünmesi gerektiğini hatırlatabilmişimdir. :)
ha, ayrı bir tecrübeme değinmeden de edemeyeceğim.
iki üç yıl kadar önce bir tavşan yavrumuz olmuştu evde. o kadar ama o kadar sevimliydi ve onu hiç acımadan kışın ortasında sokakta satmaya çalışan vicdansız satıcının üstü açık kutusunda o denli üşümüştü ki almadan edememiştik.
adını şakir koyduk. gri-beyaz, inanılmaz sevimli, yarım avuç bir tavşancıktı.
bu miniminnacık şey zamanla evin dört köşesine çişini yapmaya başladı.
bir tavşanın nasıl eğitileceği konusunda hiçbir fikrimiz yoktu!
eğitilip eğitilemeyeceği konusunda da yoktu açıkçası...
sonra çikolata yedi bir akşam, ishal oldu.
tatile gidecek olduk, şakir de geldi; minik bir kutunun içinde saalerce yol...
neyse, uzatmayayım...
şakir artık söylenmemize sebep olur hale gelmişti.
ama çok geçmeden öldü zavallıcık, kutusundan çıkmaya çalışırken gecenin bir vakti, sıkıştı ve öldü.
ölsün istemezdik, ne kadar yorulmuş da olsak...
işte bu tecrübemden dolayı da diyorum ki, ben evcil hayvan beslemeye müsait değilim.
bensiz daha mutlu olacaklarına inanıyorum onların.
ama yine de pet shop'ların önünden geçerken içeri girip birkaç minik yavruyu sevmeden de edemiyorum.
eşsiz bir güzellik ve sevgi var onlarda... karşılığını veremeyecekseniz lütfen onları esir etmeyin.
kesinlikle çok haklısın, sorumluluk alamayacağını düşünen insanlar evcil hayvan edinmemeli. bu tamamen bencil bir düşünce tarzı çünkü ve eminim o hayvanlar sokakta ya da barınakta daha mutlu olacaklardır. ama şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, bir kediye tuvalet alışkanlığı kazandırmak kolaydır. kumu koyduğun yere götürürsün ve bu kadar. emin ol, o zaten tuvaleti geldiğinde kumun olduğu yere gider çünkü titiz hayvandır kediler. bi de evet, tüy dökerler ama akşam televizyon izlerken yanına uzanan kediyi taramak hiç de zorlu bir şey değildir. hem zaten tüm aşıları yapıldıktan sonra kolay kolay hastalanmazlar da. hele geceleri bebek gibi gelip kucağına kıvrılması, sen ağlarken teselli etmeye kalkıp gözyaşlarını yalaması var ki.. herşeye değer. kararından vazgeçirmek için söylemiyorum tabii bunları, sadece bir gün kendini hazır hissedersen aklında bulunsun diye belirtme ihtiyacı hissettim. :)
YanıtlaSil