13 Şubat 2012 Pazartesi

büyük maymunlar

bir sabah uyandığınızda, maymuna dönüştüğünüzü gördünüz; düşünün... uyandınız ve fark ettiniz ki kıllı bir vücudunuz, kalın kollarınız, kısa bacaklarınız var... konuşamıyorsunuz, garip sesler çıkartıyorsunuz...

kafka geldi aklınıza muhtemelen. yok yok, esinlenen ben değilim...
will self adlı bir yazarın bir kitabından bahsedeceğim size.
kitabın adı "büyük maymunlar".



açık söylemeliyim, kitabı alana kadar böyle bir yazarın varlığından haberdar değildim. çerezlik, kafa dağıtmalık bir kitap aradığım kitapçıda, ismi ve arka kapak açıklamasıyla dikkatimi çekti "büyük maymunlar", aldım...

kitabın kahramanı ressam simon dykes, alkol ve uyuşturucu alıp yattığı bir gecenin sabahında uyanır ve maymuna dönüştüğünü görür. bunun üzerine sinir krizi geçirir ve hastaneye kaldırılır.

ama kazın ayağı, simon'un zannettiği gibi değildir.
zira çevresindeki herkes maymundur ve simon'un "kendini insan zannettiğini" düşünmektedirler. yani "simon aslında gece yatarken de maymundu, ama şu anda kendini 'maymuna dönüşmüş bir insan' zannediyor"...

ve simon'u tedavi etmeye başlarlar, kendini insan sanma hastalığından kurtarmak üzere...

yazar, birkaç cümle ile özetlediğim bu basit hikayeyi anlatırken, basit olmayan bir iş yapıyor aslında. zira başımızı kaldırıp çevreye baktığımızda gördüğümüz herşeyi, maymunlara uyarlayarak anlatıyor. nasıl mı?

mesela kitaptaki maymun dünyasında kimse konuşmuyor, işaretleşerek anlaşıyorlar. ya da selamlaşırken el sıkışmıyor, tımarlaşıyorlar.

arabalar, evler, meslekler, ticaret, hayat, eğitim... herşey aynı. ancak o medeniyet, maymunlara ait. insanlar ise o medeniyetin içerisinde, ormanlarda yaşayan ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan bir hayvan türü...

maymunlarla yer değiştiriyoruz yani...

bu pencereden bakmak irkilmesine yol açıyor insanın, garip bir ürperti...

kitap, gidişat itibariyle bir yandan orwell'in "hayvanlar çiftliği"ne, diğer yandan kafka'nın "dönüşüm"üne benziyor. hayır hayır, kahramanları hayvanlar olduğundan değil...

orwell'in kitabındaki o sınıfsal eleştirinin bir benzerini görüyoruz "büyük maymunlar"da. ancak sınıfsal temelli değil, "insan olma kavramına" dair eleştiriler bunlar... ben bazı satırlarda durup düşündüm örneğin, bazı şeylerin farkına vardım. hani yüzünüzdeki bir ben görünmez ya gözünüze, çok alıştığınız için... sonra bir gün bir arkadaşınız gösterir onu ve o an bir kez daha fark edersiniz beninizi... bunun gibi... ama bence acemice yapmış yazar bunu. biraz daha tecrübe (ya da belki biraz daha zeka) gerekirdi... veya belki "popüler olma kaygısı" değil, "gerçekten eleştirme amacı" olsaydı, daha başarılı bir netice alırdı yazar...

yani özetle, yazarın bu eleştirilerini belirli bir toplumsal ya da felsefi kaygı ile değil, popülizm zehriyle yaptığına inandım ben, kitap bittiğinde...

dönüşüm'le olan benzerliği ise bana sorarsanız yazarın ilham almış olması ile ilgili sadece... ya da hiç esinlenmemiştir belki, bilemeyiz.

maymunlar sosyetesi, maymunlar modası... ilginç...
"insanların dünyası"nın "maymunlar dünyası"na uyarlanması noktasında bir falsosu yok yazarın, telefonu bile "görüntülü" hale getirip kurtarmış işi...

kitapta beni rahatsız eden tek şey ise "gösterişmek", "imsizlik ve seslemesizlik", "hoo-kraa", "huu huu", "grrunn" gibi kelime ve ünlemler oldu. kitap boyunca alışamadım bunlara...

neyse efendim.

kısacası: kafanızı yormayacak, eğlencelik bir roman arıyor iseniz, bu kitap size göre. "içerdiği toplumsal eleştirileri keşfedeceğim" çabasıyla kendinizi tüketmeyin, çıkartabileceğiniz çok fazla bir ders yok bu kitaptan...

felsefe yapmayın, okuyun, geçin... :)

büyük maymunlar
ayrıntı yayınları
432 sayfa
27 tl

0 yorum:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...